Tekasür Suresi Tefsiri

Tekasür Suresi Tefsiri

KURAN’I KERİM TEFSİRİ

ÖMER NASUHİ BİLMEN

Tekasür Suresi Tefsiri, Türkçe Meali ve Açıklaması


Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek sûre “El-Kevser” sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur. Sekiz âyet-i kerîmeyi içermektedir.

“Tekâsür”den, yâni: Çokluk kuruntusundan haber verdiği için kendisine bu tekâsür adı verilmiştir. Bundan evvelki “El-Kâria” sûresinde kıyametin dehşetli vasıfları ve sâlih kullar ile isyânkâr kimselerin âkıbetleri bildirilmişti.

Bu sûrede de insanların nihâyet âhirete gidip cehennemi görecekleri ve birer suale tâbi olacakları bildirildiği için bu iki sûre arasında büyük bir münâsebet vardır.
1. Siz o çokluk kuruntusu oyaladı.

1. Bu mübârek sûre: İnsanların çoklukları ile böbürlendiklerini, fânî şeylere güvendiklerini kınıyor. Öyle kibirli yaşayanların ileride cehennemi göreceklerini ve cehâletlerini anlayarak nasıl bir suale mâruz kalacaklarını ihtar buyurmaktadır.

Şöyle ki: Ey gâfil, güzelce düşünmeden mahrûm kimseler!. (Sizi o çokluk kuruntusu) O elde etmiş olduğunuz fazlaca varlık ile iftihar sevdası (oyaladı.) sizi meşgul etti, sizi kulluk vazifelerini yerine getirmekten alıkoydu, ebedî selâmet ve saadetinize vesîle olacak olan ibâdetlerden, hayırlı muamelelerden mahrûm bıraktı.

“Tekâsür” Fazlaca şeyler ile övünmek, iftihar etmektir.

“İlha” de eğlenceye düşürmek, insanı eğlenceye sevkederek oyalamak, yapılması uygun olan şeylerden alıkoymak mânâsınadır.

“Lehv” ise insanı meşgul eden şeydir. Neticesinde bir sevinç olsun olmasın, fakat sonra kendisinde bir sürur, bir sevinç olan bir şey ile insanı meşgul eden herhangi bir harekete, bir eğlenceye lehv ismi verilmiştir ki, İslâm ahlâkına aykırı olanları haramdır.
2. Tâ ki: Kabirleri ziyaret ediverdiniz.

2. (Tâ ki:) Siz ey bencil şahıslar!. Yalnız ellerinizdeki malların çokluğu ile değil, ölmüş gitmiş olan millet fertlerinizin, baba ve dedelerinizin çokluğu ile de övünerek o sebeble (kabirleri ziyaret ediverdiniz.) bizim şu kadar ölmüş büyüklerimiz vardır diyerek onlar ile de iftiharda bulundunuz, diğer bir tevcihe göre de siz ey gâfil topluluk!.

Öyle maddî, fânî bir servetinizle, bir kuvvetinizle ölünceye değin, kabirlere gidip düşünceye değil övünmeye daldınız, bütün ömrünüzü öyle çabuk geçen şeyler uğrunda sarfettiniz, hakikî istikbâlinizi hiç düşünmediniz…

Bu sûre-i celîlenin iniş sebebi hakkında deniliyor ki: “Elhakümüt-. tekâsürü..”ensârdan iki kabîle hakkında nâzil olmuştur ki:

Onlar, Benu Harîse Benül Hars kabîleleri idi, onlar, mallarının ve kabîle fertlerinin çokluğu ile birbirlerine karşı iftiharda bulunuyorlardı, hattâ kabristanlara da giderek ölmüş gitmiş olan kabîle fertlerinin çokluğu ile övünmeye devam ediyorlardı. Halbuki, onların böyle iftiharda bulunmaları, boş bir hareket idi, akıllıca bir düşünce neticesi değildi,
“Tefsir-i Merağı”.

Velhâsıl bu âyet-i kerîme, kâfirlerin varlıkları ile câhilce bir şekilde yaptıkları böbürlenmelerini ve kabirleri de böyle bir iftihar sebebiyle ziyaret etmelerini kınamaktadır.

Yoksa Kerem Sâhibi Yaratıcının verdiği nîmetlerin kadrini bilmek, onların şükrünü yerine getirmeye çalışmak, onlar ile başkalarına karşı iftihar edici bir vaziyet almayıp mümkün mertebe İslâm cemiyetine yardımda bulunmak; güzel ve övülmüş bir vasıftır.

Kabirleri ziyarete gelince bu da öyle övünmek maksadile değil, sırf ölmüş din kardeşlerimizi fatihâlar ile anmak, onlardan bir ibret almak, bizim de bir gün hayatı terk edeceğimizi düşünerek üzerimize düşen vazifeleri vaktîle yapmaya çalışmak gibi, bir maksada dayalı olunca bu ziyaret, meşrûdur, makbuldür.

Nitekim İbni Mesut Radiyallâhü Anh’ın rivâyet ettiği bir hâdis-i sahih şöyledir.

Tekasür Suresi

Yâni: Ben sizleri kabirleri ziyaretten nehyetmiştim, imdi kabirleri ziyaret edin, çünkü o ziyaret, sizi dünyada takva üzere yaşatır, ve size âhireti hatırlatır, sizi gafletten uyandırır, “Câmi-i Sagîr” işte böyle bir maksatla kabirleri ziyaret etmek, kadınlar için de câizdir.

Elverir ki: Nâmahrem kimseler ile karışık bir hâlde bulunmasınlar, bu mes’ele, fıkıh kitaplarımızda, ve özellikle “Dürr-i Muhtar” da bildirilmiştir.
3. Öyle değil, ileride bileceksinizdir.

3. İşte Hak Teâlâ Hazretleri, öyle kibirlice, câhilce bir tarzda hareket edenleri kınayarak buyuruyor ki: (Öyle değil…) O aldığınız kibirlice vaziyet, doğru değildir.

Öyle fâni şeyler ile iftihar edip de âkıbetinizi temin edecek şeyleri elde etmeğe çalışmamanız, uygun olamaz. (İleride) Ne kadar hata etmiş olduğunuzu (bileceksinizdir.) böyle câhilce, gâfilce bir hâlde devam eder iseniz, fâideli amellerde bulunmaz iseniz ne
kadar aldanmış olduğunuzu ölünce anlamış olacaksınızdır.
4. Sonra öyle değil, ileride bileceksinizdir.

4. Allâh-ü Teâlâ Hazretleri, ilâhî tehdidini kuvvetlendirmek ve o gâfillerin nazarı dikkatlerini çekmek için tekrar buyuruyor ki: (Sonra öyle değil…) O gururlu ve övünerek yaptığınız hareketleriniz, hiç uygun değildir.

Bu hakikati (ileride bileceksinizdir…) bu hareketlerinizin cezasını âhirette görünce ne kadar hatalar içinde yaşamış olduğunuzu öğrenmiş olacaksınızdır.
5. Vaz geçin, sizin anladığınız gibi değil, eğer yakın bir bilgi ile bilecek olsa idiniz. öyle yapmazdınız.

5. Ey gâfiller!. Artık (Vaz geçin) öyle kibirli hareketlere nihâyet verin. (sizin anladığınız gibi değil) Ey inkârcılar!.. (eğer yakın bir bilgi ile bilecek olsa idiniz…) yâni:

Yaptığınız kibirlice hareketlerin ne kadar boş, ne derece çirkin şeyler olduğunu yakın bir şekilde bilmiş olsa idiniz öyle yapmazdınız, istikbâlinizi düşünürdünüz, çokça servetiniz, fâni varlığınız, sizi oyalamazdı, güzel amellerde bulunarak bir ebedî saadete aday bulunmuş durdunuz, sizin bilginiz ise haddizatında bir cehâletten başka değildir. İstikbâlinizi aydınlatmak ve temin edemeyen âdi bir bilginin haddizatında ne kıymeti olabilir?
6. Andolsun ki, cehennemi mutlaka göreceksinizdir.

6. (Andolsun ki:) Muhakkak, takdir edilmiş durumdur ki, ey hayatlarını bir câhilce gurur ile zâyi eden kimseler!.. (O cehennemi mutlaka göreceksinizdir.) İnkârcılar için, yalnız dünyaya çalışıp âhireti terk edenler için takdir edilmiş olan cehennemi elbette ki; müşahede edeceksinizdir, onun ne kadar korkunç bir azap mahalli olduğunu anlayacaksınızdır.
7. Sonra onu elbette ki: Çıplak gözle göreceksinizdir.

7. (Sonra onu) O cehennemi (elbette ki, Aynel’yakin göreceksinizdir.) pek açık, yakın bir mahiyette müşahede etmiş olacaksınızdır. Mahşer âleminde böyle bir görüşte bulunacaksınızdır.

Bunda aslâ şüphe yoktur. Binaenaleyh bu âkıbeti düşünün de daha fırsat elde iken kurtuluş çaresini temine çalışın, öyle gâfilce bir hâlde yaşayıp durmayınız.
8. Sonra and olsun ki: O gün her nimetten muhakkak sorulacaksınızdır.

8. (Sonra andolsun ki,) O cehennemi göreceğiniz zaman (her türlü nîmetten muhakkak sorulacaksınızdır.) şimdi dünyada iken nâil olduğunuz sıhhat ve selâmetten, servet ve kudretten, çoluk çocuktan, yâni: Sizi Kerem Sâhibi Mâbudumuza itaatten, şükürden meşgul kılmış olan her türlü dünyevî varlıklarınızdan, kendilerine iftihar edip, lezzet almış bulunduğunuz şeylerden muhasebeye tâbi tutulacaksınızdır. Artık bu âkıbeti düşününüz de ona göre hayatınızı tanzime çalışınız, sonra pişmanlık fâide vermez.

Bu sual, bir görüşe göre yalnız kâfirler hakkında vâki olacaktır. Diğer bir görüşe göre de mü’mînler de, kâfirler de, dünyadaki nîmetlerinden dolayı bir suale tâbi olacaklardır.

Şu kadar var ki: Kâfirler hakkındaki sual bir kınama sualidir, çünkü, onlar, nâil oldukları nîmetlerin şükrünü yerine getirmemiş, küfür içinde yaşamışlardır. Mü’mînlerin hakkındaki soru ise bir şereflendirme sorusudur, onların şükür vazifesini yerine getirmiş olduklarını teşhîrdir. Çünkü: Mü’mînler, şükür etmiş, itaatte bulunmuşlardır, “Tefsîr-i kebîr.”

Aslında insan, dünyada yaşadıkça her dakika ilâhî nîmetlere nâil olmaktadır. Vücudumuzun sıhhati, güzel havaları teneffüs etmemiz, lezzetli suları içmemiz, gıda maddelerini elde edebilmemiz, birer büyük nîmettir.

Bu nîmetlerden dolayı bizim vazifemiz de bunları bize ihsân buyuran Kerem Sâhibi Yaratıcımıza şükür ederek üzerimize düşen kulluk vazifelerini yerine getirmeye çalışmaktan ibarettir.

Cenab-ı Hak, cümlemizi bu hususta muvaffakiyetlere nâil buyursun. Peygamberlerin efendisi hürmetine âmin.

Daha yeni Daha eski