Duha Suresi Tefsiri

Duha Suresi Tefsiri

KURAN’I KERİM TEFSİRİ

ÖMER NASUHİ BİLMEN

Duha Suresi Tefsiri, Türkçe Meali ve Açıklaması


Bismillâhirrahmânirrahîm

Bu mübârek sûre, El-Fecr sûresinden sonra Mekke-i Mükerreme’de nâzil olmuştur, on bir âyet-i kerîmeyi içermektedir, kuşluk vaktine, yâni: Gündüzün yarışma doğru güneşin yükselmekte bulunduğu vakit mânâsına olan Duha’ya and ile başladığı için bu mübârek sûreye bu isim verilmiştir.

Bundan evvelki leyl sûresinde mallarını fakirlere, zaiflere dağıtan en muttakî zâtların nâil olacakları pek büyük muvaffakiyetler bildirilmiştir.

Bu sûre-i celîlede de en büyük takvâya sâhip ve risâletle vasıflanmış olan Peygamberimizin yetimlere, fakirlere güzel, muameleler ile mükellef bulunduğu ve nice ilâhî nîmetlere mazhar olduğu beyan buyrulduğundan bu iki mübârek sûre arasında güzel bir münâsebet vardır.
1. And olsun kuşluk vaktine.

1. Bu mübârek sûre, Allâh-ü Teâlâ’nın Peygamberimiz hakkındaki lütuf ve ihsânını bildiriyor. O Yüce Peygamberin günden güne daha ziyade nîmetlere, muvaffakiyetlere nâil olacağını müjdeliyor. Ve o Yüce Peygamberin yetimlere, yoksullara karşı güzel muamelede bulunmakla ve nâil olduğu nîmetlerin şükrünü yerine getirmekle mükellef bulunmuş olduğunu göstermektedir.

Şöyle ki: (Andolsun kuşluk vaktine…) yâni: Güneşin yükseldiği, gündüzün başlamış olduğu, adetâ insanlık âlemine yeni bir hayat verilmiş gibi bir şekilde ilâhî kudretin pek parlak bir sûrette tecellî eylemiş bulunduğu bir zamana andolsun. Bu öyle bir zamandır ki: Mûsa Aleyhisselâm bu vakitte ilâhî kelâma erişmiş ve bu vakitte sihirbazlar îmana gelip secdeye kapanmışlardı.
2. Ve sâkin olduğu zaman geceye ki:

2. (Ve sâkin olduğu zaman) Yâni: Gündüz hayatındaki faaliyet sükûnet bulup hareketler kesildiği, başka bir kudret manzarası vücuda geldiği vakit (geceye…) de andolsun (ki:) o da insanlık için başka bir ilâhî lütuftur, bir istirahat zamanıdır.

Yüce Peygamberimizin miracı böyle bir gece içinde vuku bulmuştur. Kısacası: Gündüzler de, geceler de birer büyük nîmettir, birer muazzam ilâhî kudret eseridir. Bunların bu ehemmiyetine işaret içindir ki: Kendilerine yemîn edilerek buyruluyor ki:
3. Rabbin seni ne terketti ve ne de senden darıldı.

3. Ey Son Peygamber!. (Rab’bin seni ne terketti) Ne senden veda ederek ayrılmak gibi bir hâl vücuda getirdi (ve ne de) senden (darıldı.) ne de sana buğz etmiş oldu. Sen dâima ilâhî iltifatlara mazhar bulunmaktasın.

Bu mübârek sûrenin sebebi nüzulü hakkında çeşitli rivâyetler vardır. Kısaca deniliyor ki: Yahudiler, Resûl-i Ekrem’e müracaat ederek ruhtan Zülkarneynden ve Ashab-ı kehf’den sual etmişlerdi.

O Yüce Peygamber de: “Size yarın haber verir mi demiş “İnşallah” dememiş idi. bunun üzerine ilâhî vahiy bir müddet kesilmiş oldu. Bu müddet, on iki veya on beş veyâhut kırk gün kadar devam etmişti.

Bir takım müşrikler de” Artık Muhammed’e Rabbi veda etmiş, onu terkeylemiş diye söylemişlerdi, Peygamber Efendimiz ise böyle ilâhî vahyin kesilmiş gibi olmasından dolayı pek fazla mahzun ve kederli bulunuyordu, Cenab-ı Hak’kın rızâsına aykırı bir harekette mi bulundum diye pek üzülmeğe başlamıştı. Hattâ deniliyor ki: Mübârek alnını Kâbe-i Muazzama’ya koyarak dua ve niyâzda bulunmuştu.

Bunun üzerine bu mübârek sûre inerek kendisinden Cenab-ı Hak’kın râzı olduğu, o Yüce Peygamberin ilâhî iltifatlardan mahrûm kalmamış olduğu kendisine müjdelenmiş oldu.
4. Ve elbette ki, senin için âhiret, dünyadan daha hayırlıdır.

4. (Ve) Ey Yüce Peygamber!, (elbette ki: Senin için ilerisi) Müstakbel hayat, (evvelinden daha hayırlıdır.) sen her vakit yükselmeden yükselmeye nâil olacaksın, senin günden güne izzet ve şanın yükselmekte bulunacaktır.

Dünyada günden güne muvaffakiyetlere nâil olacağın gibi asıl âhirette de her türlü nîmetlere, tecellîlere mazhar bulunacaksındır.

Artık gönlünü ferah tut. Nitekim bu ilâhî müjde, daha dünyada iken tahakkuk etmiş oldu. Resûl-i Ekrem Hazretleri nice başarılara, fetihlere kavuştu. Mübârek şeref ve şanı Şark ve Garba yayıldı, nice milyonlarca mü’mîn tarafından yüceltilmekte ve salât-ü selâm ile anılmaktadır.
5. Ve muhakkak ki: Sana Rabbin ihsan buyuracak, sen de hoşnut olacaksın.

5. (Ve muhakkak ki:) Ey Yaratıkların en fâziletlisi!. (Sana Rab’bin ihsân buyuracak) seni nîmetlere erdirecektir. Kısaca sen, ilâhî vahye peş peşe nâil olacaksındır. Bir müddet gecikmiş olduğundan dolayı mahzun olma ve senin Kerîm olan Rab’binden (sen de hoşnut olacaksın.) nitekim bu ilâhî vâ’d gerçekleşmiştir.

Evet.. Cenab-ı Hak, O Yüce Peygamber’in dinini yüceltmiştir. O pek Muhterem Peygamberini nice muvaffakiyetlere eriştirerek gönlü ferah bir hâlde yaşatmıştır. Onun hakkındaki uhrevî nîmetler ise her türlü düşüncelerin üstündedir.
6. Seni bir yetim bulup da barındırmadı mı?

6. Evet.. Bir kere düşünmeli, ey insanlığın kendisiyle iftihar ettiği Yüce Peygamber!. Kerem ve merhamet sâhibi Yaratıcın (seni bir yetim bulup barındırmadı mı?.) evet..

Sen daha validen rahmine henüz altı aydan beri şeref vermiş iken pederin vefat etmiş idi, validen dahi sen henüz sekiz yaşında iken ölüp gitmişti, seni amcan Ebû Tâlip yanına alarak hakkında pek güzel, şefkatlice muamelede, himâyede bulunmuştu, sen bütün bir ilâhî lütuf eseri olarak öyle büyüyüp gelişmeye muvaffak oldun.
7. Ve seni bir şaşırmış halde buldu da doğru yolu göstermedi mi?

7. (Ve) Cenab-ı Hak (seni) ey Yüce Peygamber!, (bir şaşırmış hâlde buldu da) Sana (doğru yolu göstermedi mi?) evet..

Gösterdi, çünkü: O pek muhterem Peygamber, Allah’ın dininden mahrûm, dini hükümlerden habersiz bir muhit içinde dünyaya gelmiş, kırk kadar kavminin pek cahilce hâllerine şâhit olmuş, onların akla, hikmete muhalif inançlarını, hareketlerini gördükçe hayretler içinde kalmış bulunuyordu.

Sonra Cenab-ı Hak, lûtf etti, o mâsum kulunu peygamberlik ve risâlete nâil kıldı, onun kaderini bir ilâhî kitapla yüceltti, ona takip edilmesi icabeden hidâyet ve saadet yolunu gösterdi.
8. Ve seni bir yoksul buldu da zengin kılmadı mı?

8. (Ve) Ey Yüce Nebi!, (seni) Kerîm olan Rab’bin (bir yoksul buldu da zengin kılmadı mı?.) Evet.. O pek büyük Peygamberini, maddî ve mânevî nice nîmetlere nâil buyurdu.

Bilmektedir ki: Resûl-i Ekrem Efendimize vaktîle pederinden miras adına bir deve ile bir cariyeden başka bir şey miras kalmamıştı, dünyevî bir servete sâhip değildi, fakat Cenab-ı Hak, o muhterem kuluna lütfetti, onu bir kalp zenginliğine sâhip kıldı, onun yüceliğe yönelik olan bakışları karşısında dünya varlığının bir kıymeti kalmamış bulunuyordu. Maamafih eşi Hatice validemizin servetinden yararlandı. Ve ticaret ve cihat yoluyla nice malları elde ediverdi, daha dünyada iken de günden güne nice nîmetlere, hayırlara kavuşmuş bulundu.
9. Artık yetime sakın kötü bir muamelede bulunma.

9. (Artık) Yüce Yaratıcı, o şefkat timsali Nebisine emrediyor ki: sen (sen yetime sakın kötü bir muamelede bulunma.) onun bir malını elde etmek isteme, ona bir hakaret gözüyle bakma, onun yetim hâline merhamet et, kendisine şefkatle muamelede bulun, nitekim o merhamet deryası Peygamber de, yetimlere karşı büyük bir merhamet göstermiştir, bir hadîs-i şerifi şu meâldedir. “Müslümanların arasında en hayırlı ev, içindeki yetime güzel muamele yapılan evdir ve müslümanlarca en şerli ev de içindeki yetime kötü muamele yapılan evdir.”
10. Ve bir şey dileneni de sakın kovma.

10. Hak Teâlâ Hazretleri, o Yüce Peygamberine şöyle de bir ahlâkî fâzilet telkin buyuruyor, (ve bir şey dileneni de) veya bir şey sual edeni de, (kovma) huzurundan reddetme, hakkında şefkatle muamelede bulun, bütün bu ilâhî beyanlar, müslümanlar için ahlâk dersi vermektedir. Dilenen bir kimseye bir şey verilmesi uygun görülürse verilmelidir. Verilmediği takdirde şefkatle, nezâketle reddedilmelidir. Sertlik, hakaret göstermemelidir. Öyle bir muamele, insanîyete yakışmaz.
11. Fakat Rabbin nimetini de yâd et.

11. (Fakat..) Ey Yüce Peygamber!. (Rab’bin nîmetini de an.) Bir şükür lisânı ile söyle, o nîmetten başkalarını yararlandır, nitekim o âlemler için rahmet olan Yüce Peygamber maddî ve mânevî nîmetlere nâil bulunmuş bunlardan ümmetlerini yararlandırmaya son derece çalışmıştır. Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun.

Bu sûreden itibaren Kur’an-ı Kerim’in son sûresine kadar olan sûrelerin okunmaları nihâyetinde ‘”Allâh-ü Ekber” denilmesi, öteden beri yapılan bir sünnettir. Bu tekbir, Cenab-ı Hakkın Yüce şanına saygı ve Peygamber Efendimiz hakkında ilâhî iltifatlara bir teşekkür vazifesi demektir. Kerîm Mâbudumuz, cümlemizi ilâhî feyizlerine nâil buyursun. Peygamberlerin Efendisi hürmetine âmin.
Daha yeni Daha eski