İslam dininin Peygamber Efendimizden sonra ikinci büyük şahsiyeti Hz. Ebû Bekir’dir (r.a.). İslam davası uğrunda eşsiz bir fedakârlık örneği ve sadakat timsali olmuştur. Hayatı baştan sona ahlak, fazilet ve yüce insanlık örnekleriyle doludur.
Peygamberlik güneşinin kâinatı aydınlatmasının üzerinden altı yıl geçmişti. Şirk ile tevhid arasındaki mücadele her geçen gün daha da artıyordu. İman safına geçenlerin sayısı arttıkça, müşriklerin baskı ve zulümleri de o nispette artıyordu. Resûlullah (a.s.m.) İslam’ın kuvvetlenmesi ve Müslümanların zulüm ve işkenceden k
Peygamberimizin üçüncü halifesi, hayâ ve edep numunesi Hz. Osman, hayatta iken cennetle müjdelenen bahtiyarlardan biriydi. Hz. Ebû Bekir, ilk defa eski samimi dostlarını ziyaret ederek hak dini onlara anlatmaya başlamıştı. Bu dostlarından biri de Hz. Osman’dı. Hz. Osman yaradılıştan halim selim, iyi ahlaklı ve dürüst bir
Hz. Ali, Peygamber Efendimizin amcası Ebû Tâlib’in oğluydu. Ebû Tâlib, maddi durumu iyi olmamasına rağmen, uzun yıllar Peygamber Efendimizi kendi yanında büyüttü. Hattâ o sofraya gelmeden ailesinden kimseyi yemeye başlatmazdı. Çok tecrübelerle, Peygamberimizin “bereket sebebi” olduğunu biliyordu. Resûlullah (a.s.m.), Hz.
Cennetle müjdelenen 10 Sahabeden birisi olan Abdurrahman (r.a.), Resûlullah’a (a.s.m.) tabi olan ilk sekiz Müslüman’dan biri olup, Hz. Ebû Bekir (r.a.) vasıtasıyla İslam’a girenlerin de beşincisi idi. Fil Vakası yılında dünyaya gelmiş olan Abdurrahman (r.a.), Hz. Peygamber’le (a.s.m.) aynı yaşta idi. İslamiyet’ten önce is
Hayatında iken cennetle müjdelenen 10 sahabiden birisi de Hz. Sa’d bin Ebî Vakkas’tır (r.a.). Hz. Ebû Bekir vasıtasıyla Müslüman oldu. Müslümanların yedincisiydi. O sırada 19 yaşında cevval bir delikanlıydı. Anne tarafından Peygamberimizin (a.s.m.) akrabası oluyordu. Peygamberimiz, “İşte benim dayım Sa’d. Böyle bir dayısı
Dünyada iken cennetle müjdelenen 10 bahtiyardan birisi olan Ebû Ubeyde bin Cerrah (r.a.), İslam’a ilk gönül verenlerdendi. Asıl ismi “Âmir,” künyesi “Ebû Ubeyde”dir. Dedesine nispetle de “Ebû Ubeyde bin Cerrah” olarak meşhur olmuştur. Sülalesi yedinci karında Resûl-i Ekrem’e (a.s.m.) ulaşmaktadır. Hz. Peygamber (a.s.m.),
Hidayet semasındaki Peygamber yıldızları bir bir doğuyordu. Her yıldızın boy göstermesiyle cehalet karanlıkları biraz daha kayboluyor, dünya biraz daha aydınlanıyordu. İnsanlığı saadete erdirecek nurlu ufuk daha da bariz hâle geliyordu. İşte bu ufuktaki yıldızlardan birisi de Hz. Said idi. Hz. Said, henüz 19-20 yaşlarında
Kahramanlığı ve eşsiz faziletleriyle Allah ve Resûl’ünün sayısız iltifatlarına mazhar olan, bilhassa Uhud Savaşı’ndaki kahramanlığıyla asırlar boyu hayranlıkla yâd edilen Hz. Talha bin Ubeydullah, Resûlullah’ın en yakın Ashâbından, Dört Halife devrinin önde gelen şahsiyetlerinden, bu devir şûra meclislerinin mümtaz ve değ
Peygamberimizin (a.s.m.), “Her peygamberin bir havarisi [yardımcısı] vardır, benim de havarim Zübeyr’dir” [1] buyurarak methettiği Hz. Zübeyr, İslam’a gönül veren ilk bahtiyarlardandır. Peygamberimizin en yakın dava arkadaşıdır. Ayrıca halası Hz. Safiyye’nin oğludur. Babası Avvam, Hz. Hatice validemizin kardeşidir. Nesebi
Hz. Abbad (r.a.), Ensar’ın ileri gelenlerindendi. Mus’ab bin Umeyr’in vasıtasıyla Müslüman oldu. Bedir, Uhud ve Hendek Savaşlarının yanı sıra Peygamber Efendimizle birlikte bütün savaşlara iştirak etti. Cihat meydanlarında büyük fedakârlıklar gösterdi. Bazı sahabiler, savaş esnasında Peygamberimizin yanı başınd
İslamiyet’ten önce de Kâbe’ye hizmet kutsi bir vazife kabul edilirdi. Bu mukaddes vazifeyi Kureyş’in asil ailelerinden olan Hz. Abbas’ın ailesi yerine getirirdi. Kâbe’yi tamir eder, ziyaret edenlere su dağıtırlardı. Kâbe’ye hizmet, bu ailenin bir geleneğiydi. Hz. Abbas henüz çocuktu. Bir gün kayboldu. Annesi he
Hicret’ten önceydi... Peygamberimiz, İslamiyet’i yayması ve oradaki Müslüman­lara öğretmesi için sahabilerden Mus’ab bin Umeyr’i (r.a.) Medine’ye gönder­mişti. Hz. Mus’ab iyi konuşan, meselesini insanları kırmadan rahatça anlatabi­len bir kabiliyete sahipti. Zaten Re­sû­lul­lah onu bunun için böyle mühim bir va­zifeye gönde
Peygamberimizin (a.s.m.), Medine’ye hicretinden üç sene önceydi... Amcası Hz. Ab­bas’ın evinde bir şenlik vardı. Bir oğlan çocuğu dünyaya gelmişti. Çocuğu Re­sû­lul­lah’a götürdüler. Nur topu çocuğu kucağına alan Kâinatın Efendisi ona “Abdullah” ismini verdi. Ağzına biraz hurma ezmesi koydu, dua buyurdu. Küçük Abdullah, Pey
Hz. Abdullah, Medineliydi. Hicret’ten önce Müslüman olmuştu. Asıl ismi Hu­bab’dı. Peygamberimiz bu isimden hoşlanmadığı için “Abdullah” olarak değiştir­di. Ab­dullah (r.a.), Peygamberimize bütün kalbiyle bağlanmıştı. Onun uğrunda yapamayacağı hiçbir fedakârlık yoktu. Bütün savaşlara iştirak etti.
Peygamberliğin 13. senesiydi… Hicret’ten az önce, Medine’de tebliğle vazifelen­di­ri­len Hz. Mus’ab bin Umeyr’in (r.a.) eliyle çok sayıda Medineli, İslam’ı seçmiş­ti. Hac mevsimi gelince 2’si kadın, 75 kişilik bir heyet, Hz. Mus’ab’la birlikte Mekke’ye gitti. Esasen kafile 500 kişilikti. Çoğunluğu müşrikler teşkil edi­yordu
Amr bin Âs’ın oğlu Hz. Abdullah, yaşının küçüklüğüne rağmen sahabilerin ileri gelenleri arasındaydı. Re­sû­lul­lah’ı (a.s.m.) bir gölge gibi takip ederdi. Onun bütün söylediklerinin hak ve hakikat olduğunu bildiği için bunların mutlaka kay­dedilmesi gerektiğine inanıyordu. Bundan dolayı ilk defa hadisleri yazmaya te­şebbüs
İslam nurunun yayılması Mekke müşrikleri yanında Yahudileri de endişelendi­riyordu. Bilhassa Benî Nadîr Yahudileri bir türlü Re­sû­lul­lah’ın peygamberliğini hazmedemiyorlardı. Re­sû­lul­lah’a karşı kin, haset ve adavet besliyorlardı. İçle­rindeki âlimleri Re­sû­lul­lah’a göndererek zor durumda bırakmak istiyorlardı. Fa­kat
Hz. Abdullah, Peygamberimizin halası Ümeyme’nin oğluydu. İslam davetinin ilk günlerinde iman safına girdi. Böylece şimşekleri üzerine çekmiş, müşrik gruptan gelecek her türlü eza ve cefayı peşinen kabul etmiş oluyordu. Hidayete erdiği sıralarda en bü­yük tepkiyi en yakınlarından görmüştü. İnanç ve âdetleri­ne körü körüne ba
Hz. Abdullah, İkinci Akabe Biatı’nda bulunmuş, hicret ettiği takdirde Re­sû­lul­lah’ı hayatı pahasına koruyacağına dair söz vermişti. Putları hiç sevmezdi. Sehl bin Hüneyf (r.a.) ile birlikte geceleyin müşriklere ait tahtadan yapılmış putları kırarlar, yakmaları için sahabilere getirirlerdi. Hz. Abdullah, İslam’ın