Nebe Suresi Okunuşu, Anlamı ve Fazileti

Nebe Suresi’nin Arapça-Türkçe okunuşu, anlamı ve faziletleri. Kur'an-ı Kerim'de yer alan Nebe Suresi oku, 40 ayetin anlamını keşfet ve Nebe Suresi hakkında merak edilen tüm bilgilere ulaşın.

Hakkında

Mekke döneminde inmiştir. 40 âyettir. Sûre, adını ikinci âyette geçen “enNebe” kelimesinden almıştır. Nebe’, haber demektir. Sûrede, ölüm ötesi hayatın varlığını ispat çerçevesinde, kıyamet, öldükten sonra dirilme ve hesap için toplanma konularına yer verilmektedir.

Nuzül

Mushaftaki sıralamada yetmiş sekizinci, iniş sırasına göre sekseninci sûredir. Meâric sûresinden sonra, Nâziât sûresinden önce Mekke’de inmiştir.

Konusu

Sûrede ağırlıklı olarak kıyamet, öldükten sonra dirilme, hesap, ceza ve mükâfat konuları ele alınmış, Allah’ın varlık ve kudretini gösteren deliller ile melekler konusuna da yer verilmiştir.

Nebe Suresi Okunuşu ve Anlamı (Nebe' Sûresî)

عَمَّ يَتَسَاءَلُونَ (١)

Amme yetesâelûn(yetesâelûne). ﴾1﴿

Diyanet: Birbirlerine neyi soruyorlar? ﴾1﴿

Diyanet Vakfı: Birbirlerine neyi soruyorlar? ﴾1﴿

E. Hamdi Yazır: Birbirlerine neyi soruyorlar? ﴾1﴿

عَنِ النَّبَإِ الْعَظِيمِ (٢)

Anin nebeil azîm(azîmi). ﴾2﴿

Diyanet: Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi (mi)? ﴾2﴿

Diyanet Vakfı: O büyük haberden mi? ﴾2﴿

E. Hamdi Yazır: O büyük haberden (kıyametten) mi? ﴾2﴿

الَّذِي هُمْ فِيهِ مُخْتَلِفُونَ (٣)

Ellezî hum fîhi muhtelifûn(muhtelifûne). ﴾3﴿

Diyanet: Üzerinde anlaşmazlığa düştükleri büyük haberi (mi)? ﴾3﴿

Diyanet Vakfı: (İnanıp inanmamakta) ayrılığa düşmektedirler. ﴾3﴿

E. Hamdi Yazır: Ki onlar onda ayrılığa düşmektedirler. ﴾3﴿

كَلَّا سَيَعْلَمُونَ (٤)

Kellâ se ya’lemûn(ya’lemûne). ﴾4﴿

Diyanet: Hayır, ileride bilecekler. ﴾4﴿

Diyanet Vakfı: Hayır! Anlayacaklar! ﴾4﴿

E. Hamdi Yazır: Hayır, ilerde bilecekler. ﴾4﴿

ثُمَّ كَلَّا سَيَعْلَمُونَ (٥)

Summe kellâ se ya’lemûn(ya’lemûne). ﴾5﴿

Diyanet: Yine hayır; ileride bilecekler. ﴾5﴿

Diyanet Vakfı: Yine hayır! Onlar anlayacaklar! ﴾5﴿

E. Hamdi Yazır: Hayır hayır, ilerde bilecekler. ﴾5﴿

أَلَمْ نَجْعَلِ الْأَرْضَ مِهَادًا (٦)

E lem nec’alil arda mihâdâ(mihâden). ﴾6﴿

Diyanet: Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı? ﴾6﴿

Diyanet Vakfı: Biz yeryüzünü bir döşek, yapmadık mı? ﴾6﴿

E. Hamdi Yazır: Biz yeryüzünü bir beşik yapmadık mı? ﴾6﴿

وَالْجِبَالَ أَوْتَادًا (٧)

Vel cibâle evtâdâ(evtâden). ﴾7﴿

Diyanet: Biz, yeryüzünü bir döşek, dağları da birer kazık yapmadık mı? ﴾7﴿

Diyanet Vakfı: Dağları da birer kazık . ﴾7﴿

E. Hamdi Yazır: Dağları da birer kazık kılmadık mı? ﴾7﴿

وَخَلَقْنَاكُمْ أَزْوَاجًا (٨)

Ve halaknâkum ezvâcâ(ezvacen). ﴾8﴿

Diyanet: Sizleri (erkekli-dişili) eşler hâlinde yarattık. ﴾8﴿

Diyanet Vakfı: Sizi çifter çifter yarattık. ﴾8﴿

E. Hamdi Yazır: Sizleri çift çift yarattık. ﴾8﴿

وَجَعَلْنَا نَوْمَكُمْ سُبَاتًا (٩)

Ve cealnâ nevmekum subâtâ(subâten). ﴾9﴿

Diyanet: Uykunuzu bir dinlenme (sebebi) kıldık. ﴾9﴿

Diyanet Vakfı: Uykunuzu bir dinlenme kıldık. ﴾9﴿

E. Hamdi Yazır: Uykunuzu bir dinlenme yaptık. ﴾9﴿

وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ لِبَاسًا (١٠)

Ve cealnel leyle libâsâ(libâsen). ﴾10﴿

Diyanet: Geceyi (sizi örten) bir elbise yaptık. ﴾10﴿

Diyanet Vakfı: Geceyi bir örtü yaptık. ﴾10﴿

E. Hamdi Yazır: Geceyi bir örtü yaptık. ﴾10﴿

وَجَعَلْنَا النَّهَارَ مَعَاشًا (١١)

Ve cealnen nehâre meâşâ(meaşen). ﴾11﴿

Diyanet: Gündüzü de geçimi temin zamanı kıldık. ﴾11﴿

Diyanet Vakfı: Gündüzü de çalışıp kazanma zamanı kıldık. ﴾11﴿

E. Hamdi Yazır: Gündüzü de bir geçim zamanı yaptık. ﴾11﴿

وَبَنَيْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعًا شِدَادًا (١٢)

Ve beneynâ fevkakum seb´an şidâdâ(şidâden). ﴾12﴿

Diyanet: Üstünüze yedi sağlam gök bina ettik. ﴾12﴿

Diyanet Vakfı: Üstünüzde yedi kat sağlam göğü bina ettik. ﴾12﴿

E. Hamdi Yazır: Üstünüze yedi sağlam bina (gök) çattık. ﴾12﴿

وَجَعَلْنَا سِرَاجًا وَهَّاجًا (١٣)

Ve cealnâ sirâcen vehhâcâ(vehhâcen). ﴾13﴿

Diyanet: Alev alev yanan aydınlatıcı ve ısıtıcı bir kandil yarattık. ﴾13﴿

Diyanet Vakfı: (Orada) alev alev yanan bir kandil yarattık. ﴾13﴿

E. Hamdi Yazır: İçlerine ışık saçan bir kandil astık. ﴾13﴿

وَأَنْزَلْنَا مِنَ الْمُعْصِرَاتِ مَاءً ثَجَّاجًا (١٤)

Ve enzelnâ minel mu’sırâti mâen seccâcâ(seccâcen). ﴾14﴿

Diyanet: Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık. ﴾14﴿

Diyanet Vakfı: Sıkışan bulutlardan şarıl şarıl akan sular indirdik. ﴾14﴿

E. Hamdi Yazır: Yoğunlaşmış bulutlardan şarıl şarıl bir su indirdik. ﴾14﴿

لِنُخْرِجَ بِهِ حَبًّا وَنَبَاتًا (١٥)

Li nuhrice bihî habben ve nebâtâ(nebâten). ﴾15﴿

Diyanet: Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık. ﴾15﴿

Diyanet Vakfı: Size tohumlar, bitkiler,yetiştirmek için ﴾15﴿

E. Hamdi Yazır: Onunla taneler ve otlar çıkaralım diye. ﴾15﴿

وَجَنَّاتٍ أَلْفَافًا (١٦)

Ve cennâtin elfâfâ(elfâfen). ﴾16﴿

Diyanet: Taneler, bitkiler, sarmaş dolaş bahçeler çıkaralım diye yağmur yüklü yoğun bulutlardan şarıl şarıl yağmur yağdırdık. ﴾16﴿

Diyanet Vakfı: Ve ağaçları(birbirine) sarmaş dolaş bahçeler. ﴾16﴿

E. Hamdi Yazır: Ve sarmaş dolaş bağlar bahçeler (çıkaralım diye). ﴾16﴿

إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ كَانَ مِيقَاتًا (١٧)

İnne yevmel faslı kâne mîkâtâ(mîkâten). ﴾17﴿

Diyanet: Şüphesiz hüküm ve ayırma günü belirlenmiş bir vakittir. ﴾17﴿

Diyanet Vakfı: Şüphesiz hüküm günü vakit olarak belirlenmiştir. ﴾17﴿

E. Hamdi Yazır: Kuşkusuz o hüküm günü kararlaştırılmış bir vakit olmuştur. ﴾17﴿

يَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَتَأْتُونَ أَفْوَاجًا (١٨)

Yevme yunfehu fîs sûri fe te’tûne efvâcâ(efvâcen). ﴾18﴿

Diyanet: Bu, sûra üfürüleceği gün gerçekleşir ve siz bölük bölük gelirsiniz. ﴾18﴿

Diyanet Vakfı: Sûr'a üflendiği gün, bölük bölük Allah'a gelirsiniz. ﴾18﴿

E. Hamdi Yazır: O gün Sûr'a üflenir, bölük bölük gelirsiniz. ﴾18﴿

وَفُتِحَتِ السَّمَاءُ فَكَانَتْ أَبْوَابًا (١٩)

Ve futihatis semâu fe kânet ebvâbâ(ebvâben). ﴾19﴿

Diyanet: Gök açılır ve kapı kapı olur. ﴾19﴿

Diyanet Vakfı: Gökyüzü açılır ve orada pek çok kapılar oluşur; ﴾19﴿

E. Hamdi Yazır: Gök de açılmış, kapı kapı olmuştur. ﴾19﴿

وَسُيِّرَتِ الْجِبَالُ فَكَانَتْ سَرَابًا (٢٠)

Ve suyyiretil cibâlu fe kânet serâbâ(serâben). ﴾20﴿

Diyanet: Dağlar yürütülür, serap hâline gelir. ﴾20﴿

Diyanet Vakfı: Dağlar yürütülür, serap haline gelir. ﴾20﴿

E. Hamdi Yazır: Dağlar yürütülmüş, serap olmuştur. ﴾20﴿

إِنَّ جَهَنَّمَ كَانَتْ مِرْصَادًا (٢١)

İnne cehenneme kânet mirsâdâ(mirsâden). ﴾21﴿

Diyanet: Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir. ﴾21﴿

Diyanet Vakfı: Şüphesiz, cehennem pusuda beklemektedir. ﴾21﴿

E. Hamdi Yazır: Kuşkusuz Cehennem gözetleme yeri olmuştur. ﴾21﴿

لِلطَّاغِينَ مَآبًا (٢٢)

Lit tâgîne meâbâ(meâben). ﴾22﴿

Diyanet: Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir. ﴾22﴿

Diyanet Vakfı: Azgınların barınacağı yerdir (cehennem). ﴾22﴿

E. Hamdi Yazır: Azgınlar için son varılacak yer olmuştur. ﴾22﴿

لَابِثِينَ فِيهَا أَحْقَابًا (٢٣)

Lâbisîne fîhâ ahkâbâ(ahkâben). ﴾23﴿

Diyanet: Şüphesiz cehennem, bir gözetleme yeridir; azgınlar için, içinde çağlar boyu kalacakları bir dönüş yeridir. ﴾23﴿

Diyanet Vakfı: (Azgınlar) orada çağlar boyu kalacaklar , ﴾23﴿

E. Hamdi Yazır: Orada çağlarca kalacaklardır. ﴾23﴿

لَا يَذُوقُونَ فِيهَا بَرْدًا وَلَا شَرَابًا (٢٤)

Lâ yezûkûne fîhâ berden ve lâ şerâbâ(şerâben). ﴾24﴿

Diyanet: Orada ne bir serinlik ve ne de içecek bir şey tadacaklar! ﴾24﴿

Diyanet Vakfı: Orada bir serinlik ya da (susuzluk gideren) bir içecek tatmazlar, ﴾24﴿

E. Hamdi Yazır: Orada ne bir serinlik tadacaklar, ne de içecek bir şey. ﴾24﴿

إِلَّا حَمِيمًا وَغَسَّاقًا (٢٥)

İllâ hamîmen ve gassâkâ(gassâkan). ﴾25﴿

Diyanet: Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler. ﴾25﴿

Diyanet Vakfı: Kaynar su ve irin (tadarlar). ﴾25﴿

E. Hamdi Yazır: Ancak bir kaynar su ve irin (içecekler). ﴾25﴿

جَزَاءً وِفَاقًا (٢٦)

Cezâen vifâkâ(vifâkan). ﴾26﴿

Diyanet: Ancak, uygun bir ceza olarak kaynar su ve irin içecekler. ﴾26﴿

Diyanet Vakfı: Ancak (dünyada yaptıklarına) uygun karşılık olarak. ﴾26﴿

E. Hamdi Yazır: Bir ceza ki tam yaptıklarına uygun. ﴾26﴿

إِنَّهُمْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ حِسَابًا (٢٧)

İnnehum kânû lâ yercûne hısâbâ(hısâben). ﴾27﴿

Diyanet: Çünkü onlar hesaba çekilmeyi ummuyorlardı. ﴾27﴿

Diyanet Vakfı: Çünkü onlar hesap gününü (geleceğini) ummazlardı. ﴾27﴿

E. Hamdi Yazır: Çünkü onlar hiçbir hesap ummazlardı. ﴾27﴿

وَكَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كِذَّابًا (٢٨)

Ve kezzebû bi âyâtinâ kizzâbâ(kizzâben). ﴾28﴿

Diyanet: Âyetlerimizi de alabildiğine yalanlamışlardı. ﴾28﴿

Diyanet Vakfı: Bizim âyetlerimizi yalanladıkça yalanlamışlardı. ﴾28﴿

E. Hamdi Yazır: Âyetlerimizi yalanlaya yalanlaya tam bir yalancı olmuşlardı. ﴾28﴿

وَكُلَّ شَيْءٍ أَحْصَيْنَاهُ كِتَابًا (٢٩)

Ve kulle şey’in ahsaynâhu kitâbâ(kitâben). ﴾29﴿

Diyanet: Biz ise, her şeyi bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) tamamiyle sayıp tespit ettik. ﴾29﴿

Diyanet Vakfı: Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdır. ﴾29﴿

E. Hamdi Yazır: Biz ise herşeyi sayıp bir kitaba geçirmişiz. ﴾29﴿

فَذُوقُوا فَلَنْ نَزِيدَكُمْ إِلَّا عَذَابًا (٣٠)

Fe zûkû felen nezîdekum illâ azâbâ(azâben). ﴾30﴿

Diyanet: Kâfirlere şöyle denilir: "Şimdi tadın. Artık bundan sonra yalnızca azabınızı artıracağız." ﴾30﴿

Diyanet Vakfı: Tadın! Bundan sonra yalnızca azabınızı arttıracağız. ﴾30﴿

E. Hamdi Yazır: (Onlara): "Şimdi tadın (cezanızı). Artık size azabınızı artırmaktan başka bir şey yapmayacağız" (denir). ﴾30﴿

إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ مَفَازًا (٣١)

İnne lil muttekîne mefâzâ(mefâzen). ﴾31﴿

Diyanet: Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır. ﴾31﴿

Diyanet Vakfı: Şüphesiz takvâ sahipleri için de başarı ödülü vardır. ﴾31﴿

E. Hamdi Yazır: Kuşkusuz takva sahipleri için bir kurtuluş var. ﴾31﴿

حَدَائِقَ وَأَعْنَابًا (٣٢)

Hadâika ve a’nâbâ(a’nâben). ﴾32﴿

Diyanet: Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır. ﴾32﴿

Diyanet Vakfı: Bahçeler,bağlar, ﴾32﴿

E. Hamdi Yazır: Bahçeler var, bağlar var. ﴾32﴿

وَكَوَاعِبَ أَتْرَابًا (٣٣)

Ve kevâıbe etrâbâ(etrâben). ﴾33﴿

Diyanet: Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır. ﴾33﴿

Diyanet Vakfı: Göğüsleri tomurcuk gibi kabarmış yaşıt kızlar, ﴾33﴿

E. Hamdi Yazır: Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var. ﴾33﴿

وَكَأْسًا دِهَاقًا (٣٤)

Ve ke’sen dihâkâ(dihâkan). ﴾34﴿

Diyanet: Şüphesiz Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır. ﴾34﴿

Diyanet Vakfı: Ve içki dolu kâse(ler) . ﴾34﴿

E. Hamdi Yazır: Dopdolu kadehler var. ﴾34﴿

لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا كِذَّابًا (٣٥)

Lâ yes’meûne fîhâ lagven ve lâ kizzâbâ(kizzâben). ﴾35﴿

Diyanet: Orada ne bir boş söz işitirler, ne de bir yalan. ﴾35﴿

Diyanet Vakfı: Onlar orada ne boş bir lâkırdı ne de yalan işitirler. ﴾35﴿

E. Hamdi Yazır: Orada ne boş bir söz işitirler, ne de bir yalan. ﴾35﴿

جَزَاءً مِنْ رَبِّكَ عَطَاءً حِسَابًا (٣٦)

Cezâen min rabbike atâen hısâbâ(hısâben). ﴾36﴿

Diyanet: Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahmân'dan bir mükâfat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahmân'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir. ﴾36﴿

Diyanet Vakfı: Bunlar Rabbinin yeterli bir bağışı, mükâfatıdır. ﴾36﴿

E. Hamdi Yazır: (Bunlar) Rabbinden yeterli bir bağış olarak (verilir). ﴾36﴿

رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا الرَّحْمَنِ لَا يَمْلِكُونَ مِنْهُ خِطَابًا (٣٧)

Rabbis semâvâti vel ardı ve mâ beynehumer rahmâni lâ yemlikûne minhu hitâbâ(hitâben). ﴾37﴿

Diyanet: Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahmân'dan bir mükâfat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahmân'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir. ﴾37﴿

Diyanet Vakfı: O, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir. O, rahmândır. O gün insanlar O'na karşı konuşmaya yetkili değillerdir. ﴾37﴿

E. Hamdi Yazır: O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Rah-mân'dır. Hiç kimse ondan bir hitaba mâlik olamaz. ﴾37﴿

يَوْمَ يَقُومُ الرُّوحُ وَالْمَلَائِكَةُ صَفًّا لَا يَتَكَلَّمُونَ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَقَالَ صَوَابًا (٣٨)

Yevme yekûmur rûhu vel melâiketu saffâ(saffen), lâ yetekellemûne illâ men ezine lehur rahmânu ve kâle sevâbâ(sevâben). ﴾38﴿

Diyanet: Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahmân'dan bir mükâfat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahmân'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir. ﴾38﴿

Diyanet Vakfı: Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahmân'ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar; konuşan da doğruyu söyler. ﴾38﴿

E. Hamdi Yazır: O gün Ruh ve melekler sıra sıra dururlar. Rahmân'ın izin verdikleri dışında hiç kimse konuşamaz. İzin verilen de doğruyu söyler. ﴾38﴿

ذَلِكَ الْيَوْمُ الْحَقُّ فَمَنْ شَاءَ اتَّخَذَ إِلَى رَبِّهِ مَآبًا (٣٩)

Zâlikel yevmul hakk(hakku), femen şâettehaze ilâ rabbihî meâbâ(meâben). ﴾39﴿

Diyanet: İşte bu, hak olan gündür. Artık dileyen kimse Rabbine ulaştıran bir yol tutar. ﴾39﴿

Diyanet Vakfı: İşte o, kesin olarak gelecek gündür. O halde dileyen Rabbine varan bir yol tutsun. ﴾39﴿

E. Hamdi Yazır: İşte bu hak gündür. Artık dileyen Rabbine bir yol tutar. ﴾39﴿

إِنَّا أَنْذَرْنَاكُمْ عَذَابًا قَرِيبًا يَوْمَ يَنْظُرُ الْمَرْءُ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ وَيَقُولُ الْكَافِرُ يَا لَيْتَنِي كُنْتُ تُرَابًا (٤٠)

İnnâ enzernâkum azâben karîbâ(karîben), yevme yenzurul mer’u mâ kaddemet yedâhu ve yekûlul kâfiru yâ leytenî kuntu turâbâ(turâben). ﴾40﴿

Diyanet: Şüphesiz biz sizi, kişinin önceden elleriyle yaptıklarına bakacağı ve inkârcının, "Keşke toprak olaydım!" diyeceği günde gerçekleşecek olan yakın bir azaba karşı uyardık. ﴾40﴿

Diyanet Vakfı: Biz, yakın bir azap ile sizi uyardık. O gün kişi önceden yaptıklarına bakacak ve inkârcı kişi: "Keşke toprak olsaydım!" diyecektir. ﴾40﴿

E. Hamdi Yazır: Biz sizi yakın bir azap ile uyardık. O gün kişi ellerinin ne takdim ettiğine bakacak ve kâfir diyecek ki: "Ah ne olaydı, ben bir toprak olaydım." ﴾40﴿

Kur'an ve Sünnet Yolunda İslami Dini Bilgiler